Dışişleri Bakanı, küresel ölçekte artan politik, askeri, ekonomik ve çevresel risklere dikkat çekti. Derinleşen küresel kutuplaşma, yeni ittifakların oluşmasına ve mevcut uluslararası güvenlik mimarisini zayıflatmasına yol açmaktadır. Özellikle Ortadoğu ve Asya-Pasifik bölgelerindeki silahlanma yarışı, dünyayı bir nükleer savaş tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Yapay zekâ ve siber güvenlik gibi teknopolitikaların gelişimi de güvenlik endişelerini artırmaktadır. Bu gelişmelerin küresel istikrarı tehdit ettiği ve dikkatli olunması gerektiği vurgulanmıştır. Geleceğin belirsizliği ve uluslararası işbirliğinin önemi bir kez daha vurgulanarak, olası bir uluslararası krizin küresel ekonomi ve ulusal güvenlik üzerindeki ağır etkilerine dikkat çekilmiştir. Bakan, tüm tarafları ihtiyatlı adımlar atmaya çağırmıştır.
Ülkemizin Bölgesel Rolü ve Suriye
Suriye'deki çatışmalar ve ülkemizin rolüyle ilgili olarak, Bakan, Suriye'deki çatışmalara müdahale edilmediğini ve sınır güvenliğinin sağlanması için gerekli tüm önlemlerin alındığını açıkladı. Yeni bir göç dalgasını önlemek için her türlü önlem kararlılıkla sürdürülmektedir. Ülkemiz, bölgesel istikrarı sağlamak için diplomatik çabalarını sürdüreceğini belirtti. İnsani yardım konusunda hassasiyet gösterildiği ve bölgedeki insan hakları ihlallerine dair endişeler paylaşıldı. Uluslararası toplumun da sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiği vurgulandı. Suriye'de sürdürülebilir bir barışa katkı sağlayacak çözüm süreçlerinin önemi üzerinde duruldu. Ülkemiz, bölgesel barışın tesisi için tüm diplomatik kanalları kullanacaktır.
Filistin-İsrail Sorunu ve Uluslararası Hukuk
İsrail'deki gelişmeler ve Filistin topraklarında yaşananlar hakkında konuşan Bakan, savaş suçlarının cezalandırılması için gerekli süreçlerin takipçisi olduklarını ifade etti. Gazze krizinin temelinde yatan sorunun, İsrail'in Filistin topraklarını yasadışı işgali olduğu ve iki devletli çözüme dayalı bir adalet sağlanmadan kalıcı bir barışın mümkün olmayacağı belirtilmiştir. Bölgedeki gerilimi azaltmak için adil ve kalıcı bir çözüm bulunması gerektiğinin altı çizildi. Uluslararası toplumun sorumluluğunu hatırlatarak, barışçıl bir çözüm için baskı yapılması gerektiği ifade edildi. İnsani yardım çalışmalarının sürdürülmesi ve sivillerin korunmasının önemi bir kez daha vurgulanarak, uluslararası hukukun üstünlüğünün önemine değinildi. Tüm taraflar uluslararası hukuk çerçevesinde hareket etmeye çağrıldı.